Atış Hareketleri

 

Havada serbest bırakılan cisimlerin aşağı doğru düşmesi etrafımızda her zaman gördüğümüz bir olaydır. Bu düşme hareketleri, cisimleri yerin merkezine doğru çeken bir kuvvetin varlığını gösterir. Daha önceki konularda, bir cisme etki eden yerçekimi kuvvetine o cismin ağırlığı denildiğini öğrenmiştik. Cismin G ağırlığı,

G = mg bağıntısı ile bulunur.

Burada g, yerçekimi ivmesidir. Yerin çekim alanı da denilebilir. Yerçekim ivmesinin birimi, hareket ve dinamik konusunda öğrendiğimiz ivme birimidir. SI birim sisteminde m/s2 ya da N/kg dır.

Serbest Düşme

Havasız ortamda serbest bırakılan bir cisim yerçekimi etkisi ile aşağı doğru g ivmesi ile düşer. Bu olaya serbest düşme denir.Serbest düşmeye bırakılan bir cisim sabit g yerçekim ivmesi ile aşağı doğru düzgün hızlanan hareket yapar. Her saniye hızı yerçekim ivmesi kadar artar. Yerçekim ivmesi,g = 9,8 @ 10 m/s2 dir. serbest-dusme1

 

Hava ortamında aynı anda bırakılan çelik bilye kuş tüyünden önce düşer.

cep_fi443 

 bilye-kustuyu-21

Havasız ortamda aynı anda bırakılan kuş tüyü ve çelik bilye aynı hızla yere düşer

Serbest düşme hareketi yapan cisme ait grafikler aşağıdaki gibi olur.

 asd

Serbest düşen bir cisim her saniye bir öncekine göre daha fazla yol alır. 1 saniye sonra aldığı yol h kadar ise, 2 saniye sonra 3h, 3 saniye sonra 5h … dir.

Ayrıca her saniye yerçekim ivmesi kadar hızı artar.

1 saniye sonra hızı 10 m/s, 2 saniye sonra 20 m/s,

3 saniye sonra hızı 30 m/s dir.

Buna göre alınan yol  hden bulunur.

Cismin hızı ise, v = g.t den bulunur.

Hava Direnci

Serbest düşme hareketini incelerken cisimlerin, boşluk gibi sürtünmesiz ideal ortamlarda hareket ettiğini kabul ettik. Oysa gerçek hayatta sıvı ve gaz gibi akışkanlar içinde hareket eden cisimlere bir direnç kuvveti uygulanır.

Bu direnç kuvvetinin büyüklüğü,

1. Cismin hareket doğrultusuna dik, en geniş kesit alanı (A) ile doğru orantılıdır.

2. Hızın kendisi ya da karesiyle doğru orantılıdır.

3. Cismin biçimine ve havanın yoğunluğuna bağlıdır.

Paraşütle atlayan sporculara ve yeryüzünde hareket eden araçlara, hava tarafından uygulanan direnç kuvveti hızların karesiyle orantılıdır. Buna göre direnç kuvveti

Fdirenç = k.A.v2 olur.

Burada k, sabit bir katsayıdır.

cep_fi447 

Hava ile sürtünen ne büyük kesit alanları ve hızları eşit olan cisimlerden, en baştaki damla modeline en az direnç kuvveti etki eder.

Şekilde hava ortamında m kütleli cisim ilk hızsız serbest bırakılıyor. İlk hız sıfır iken havanın direnç kuvveti de sıfırdır. Cisim hızlandıkça havanın direnç kuvveti de artar. Direnç kuvveti cismin ağırlığına eşit olunca, net kuvvet sıfır olur ve cisim sabit hızla düşmeye başlar. Bu sabit hıza limit hız denir.

 asagiya-atis

 

Cismin düştüğü yön pozitif seçilirse, havalı ortamda serbest bırakılan cismin hız-zaman grafiği şekildeki gibi olur.

 limit-hiz1

Cisim limit hızdan daha küçük bir hızla aşağı doğru atılırsa, hız-zaman grafiği şekildeki gibi olur. 

 

 limit2

Cisim limit hızdan daha büyük bir hızla atılırsa, atıldığı anda cisme uygulanan direnç kuvveti cismin ağırlığından büyük olur. Dolayısıyla cisim önce yavaşlar limit hıza ulaşınca sabit hızla yoluna devam eder.

 limit3

Yukarıdan Aşağı Düşey Atış

asagi-atisHavasız ortamda yerden h kadar yükseklikten v0 hızıyla aşağı doğru atılan bir cisim ağırlık kuvvetinin etkisiyle aşağı doğru g ivmesiyle hızlanan hareket yapar. Serbest düşme hareketinden farkı ilk hızının olmasıdır. Aynı yükseklikten serbest bırakılan cisim ile aşağı doğru v0 hızıyla atılan cisimlerden ilk hızı olan daha önce düşer ve daha büyük bir hızla yere çarpar. Cismin atıldığı yön pozitif kabul edilirse, konum-zaman, hız-zaman ve ivme-zaman grafikleri aşağıdaki gibi olur.

grafik-3lu1

 

 

 

Aşağıdan Yukarıya Düşey Atış

asddddHavasız ortamda yerden yukarıdoğru v0 hızıyla atılan bir cisim g yerçekimi ivmesi ile düzgün yavaşlar ve bir süre sonra anlık olarak durur. Daha sonrada çıktığı en üst tepe noktasından serbest düşme hareketi yapar. Çıkış ile iniş hareketi birbirinin tersidir.

Bundan dolayı çıkış süresi iniş süresine eşittir. Çıkarken herhangi bir noktadaki hızının büyüklüğü, dönüşte aynı noktadaki hızının büyüklüğüne eşittir. Cisim yere v0 büyüklüğünde hızla çarpar. Yukarı yön pozitif kabul edilirse, cisme ait grafikler aşağıdaki gibidir.

egik-atis

 

 

KÜTLE ÇEKİM KANUNU

Yerden belli bir yükseklikten bırakılan cismin yer yüzeyine doğru düşmesi, kütle çekim kuvvetinden dolayıdır.  kutle

Kütle merkezleri arasındaki uzaklık d olan m1 ve m2 kütleli cisimlerin birbirlerine uyguladıkları çekim kuvveti eşit büyüklükte ve zıt yönlüdür. Kütle çekim kuvveti

fbağıntısı ile bulunur.

Buradaki G genel çekim sabiti olup,

G = 6,67 . 10–11 N . m2/kg2      dir.

G küçük olduğu için kütle çekiminin büyük olmasının nedeni, Dünya ve gezegenler gibi kütlesi çok büyük olan kütleler olmasıdır.

Yukarıdaki bağıntıya göre, birbirine kuvvet uygulayan kütlelerin birinin küçük diğerinin çok büyük olması halinde de birbirlerine eşit ve zıt yönlüdür. Örneğin sinek ile Dünya birbirlerini eşit büyüklükte kuvvetle çekerler. (F1 = – F2)

Yer Çekimi İvmesi

M kütleli Dünya yüzeyinde bulunan m kütleli cismin ağırlığı, iki kütle arasındaki çekim kuvvetine eşittir.

 zzz

G = Fç

 mg

   g-2 olur.

Bu bağıntıya göre Dünyadan uzaklaştıkça çekim ivmesi uzaklığın karesi ile ters orantılı olarak azalır.

Dünyanın merkezine doğru çekim ivmesi uzaklıkla doğru orantılı olarak azalır ve tam merkezde sıfır olur.

Dünya yüzeyinde ise çekim ivmesi enleme göre değişir. Ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe yerçekimi ivmesi artar ve kutuplarda maksimum değerini alır. Bu artışın iki nedeni vardır.

 

1. Dünya kutuplardan basıktır. Kutupların merkeze olan uzaklığı, ekvatorun merkeze olan uzaklığından küçüktür. g-21bağıntısına göre, Dünya yüzeyinde r küçük 

 

 

olunca g çekim ivmesi büyük olur.
 

 

2. Dünya dönerken ekvatordaki bir noktanın çizgisel hızı, kutuplardakine göre daha büyüktür. Dolayısıyla merkezkaç kuvveti ekvatorda daha büyük olduğu için çekim ivmesinin ya da cismin ağırlığının kutuplardakine göre daha az olmasına neden olur.

Buna göre, ekvatorda çekim ivmesi 9,78 N/kg ise, kutuplardaki çekim ivmesi 9,81 N/kg dır.

Ağırlık vektörel bir büyüklük kütle ise skaler bir büyüklüktür.

Ağırlık uzayın ve Dünyanın değişik yerlerinde değişir, kütle ise hiç bir yerde  değişmez

Ağırlık ile kütle madde miktarına bağlıdır.Dolayısıyla ayırt edici bir özellik değildir.

Ağırlık dinamometre denilen yaylı kantarla ölçülür ,kütle ise eşit kollu terazi ile ölçülür.

Ağırlık birimi newton’dur.Kütle birimi ise kg’dır.

 

Basit Pusula Yapımı

Artık Kaybolmayacağız!!! :-) Ben bunu evde denedim gercekten de oluyor…

Bunu Açıklayın Bana!!

Bu da ayrı bir okulda fizik deneyi sırasında çekilen görüntü… Eğer okulumuzda imkan olursa aynısını yapmak ve görmek istiyorum.Şuan 46. kez izliyorum, hala birşey anlamadim… :S

Bana Biri Lütfen Bunu Açıklasın…

İlginç bir fizik deneyi ben tam olarak nasıl olduğunu anlayamadım. Siz anlarsaniz bana da anlatır mısınız lütfen ? :)

Yunan Deha: Aritotales

Aristoteles’in babası Nikomakhos, Büyük iskender’in büyükbabası Makedonya kralı III. Amyntas’ın saray hekimiydi. Genç Aristoteles böylece tıbbın öncüsü Hipokrates’e değin geri giden ve tıbbın kurucusu Sağlık Tanrısı Asklepios’tan kaynaklanan uzun bir doğabilim geleneği içnde yetişti. Düşünsel gelişimi içinde doğal olayların gözlemlenmesine verdiği önem ve Atina’da kendi kurduğu okulda(Lykeion) hekimlik eğitiminin yar alması onun gençliğinde ağır bir eğitimden geçtiğini gösterir Babası ölünce Aristoteles İÖ 367′de henüz 17 yaşındayken Platon’un Atina’daki Akademia’sına gönderildi. Orada 20 yıl Platon ile birlikte felsefe dialoglarında bulundu. İÖ 347/348 ‘de Platon’un ölmesi üzerine Akademia’nın başına yeğeni Speusippos geçti. Aristoteles’de bazı araştırmacılara göre bu göreve atanmadığı için, bazılarına görede o sıralarda Makedonya’ya karşı bir siyasal havanın egemen olmasından dolayı Atina’dan ayrıldı.
        Düşünsel gelişiminin ikinci döneminde Aristoteles arkadaşı Khalkedonlu Ksenokrates  ve sonraki belli başlı izleyicilerden Erosos’lu Theophrastos ile birlikte o sıralarda yeni kurulmakta olan Assos kentinde(bugün Batı Anadolu’da Behramkale) yeni bir akademi oluşturdu. Burada hükümdar Hermeias’ın öğretmeni ve onun yeğeni ve evlatlığı Pythias ile evlendi. Pythias bir kız çocuk doğurduktan sonra ölünce , Aristoteles Herpyllis ile evlendi. Aristoteles Assos’da mutlu geçirdiği anlaşılan üç yıldan sonra yakındaki Lesbos(Midilli) Adasının başkenti Mytilene’ye yerleşti. Ve orada adanın yerlisi olan öğrencisi Theophrastos ile birlikte Akedemia’ya benzer bir felsefe çevresi kurdu. Doğabilim araştırmalarına daldı. Düşünsel gelişmesi içinde astronomi ve buna bağlı kuramsal çalışmalardan ayrılarak yeryüzüne özelliklede biyolojiye ilgi duyması bu döneme rastlar.
       İÖ 343-342′de Makedonyalı II. Philiphos, Aristoteles’ i Pella’daki başkentine 13 yaşındaki oğlu İskender’e öğretmenlik etmeye çağırdı. Üç yıl kadar süren bu eğtimde Aristoteles, İskender’e ağırlıkla Homeros’u tiyatroya dayalı sanatı ve ayrıca politikayı konu alan bir öğrenim programı uyguladı. Siyasete olan ilgiside bu dönemde yoğunlaştı. Ama İskender’in siyasal görüşlerinin Aristoteles’inkilerden çok fazla etkilendiği söylenemez. Ayrıca İskender’in kurduğu büyük imparatorluk düşünsel olarak aristoteles’in kent devleti(polis) anlayışını temel alan siyaset görüşüne uygun değildir.
       İÖ 339′da doğum yeri olan Stagiros’a dönen Aristoteles, İÖ 335′te yeniden Atina’ya gitti. Bu sırada Speusippos ölmüş,Akademia başsız kalmıştı. Ama Akademia’lılar Aristoteles yerine Ksenokrates’i başkan seçince o da kent dışında Apollon Lykeion’a adanan kutsal koruluk içinde bazı binalar kiralayarak, kendi okulunu kurdu.
      İÖ 323′te Büyük iskender ölünce Atina’da makedonya’ya karşı eğilimler yeniden ortaya çıktı. Ve Aristoteles 20 yıl önce yazdığı bir şiir nedeniyle en büyük suç sayılan dinsizlikten yargılandı. Suçlu bulunacağı kesinlik kazanınca izleyicileriyle birlikte Atina’nın kuzeyindeki Eurips boğazında, Khalkis’e gitti. Aristoteles bir yıl sonra bir mide rahatsızlığndan öldü.
      Aristoteles öteki bilimler için bir alet olarak gördüğü mantık biliminin kurucusu kabul edilir. Aristoteles mantığı, insanı ayırt eden en önemli yanının dil olduğu, us(logos) sahibi olmasının, söz edebilen bir varlık olmasına dayandığı görüşünden yola çıkar. Böylece mantık Aristoteles’in kendi kullandığı terimle çözümlemedir. Aristotelis’in mantık bilimi ile birlikte felsefe tarihine en özgün katkısını oluşturan metafizik aslında kendi kullandığı bir ad değildir. Bu bigi dalı Aristoteles’e göre varlığı varlık olarak ele alan ve onun ne liğini araştıran felsefe dalıdır. Aristoteles bu bilgi dalının tek özgür bilim olduğunu çünkü kendinden başka bir amacı bulunmadığını söyler, bunu insanın doğal olarak merak güdüsünün ürünü olduğunu vurgular. Bilimleri türleri açısından sınıflandıran Aristoteles temelde üç kuramsal bilimden söz eder. Metafizik, Matematik ve fizik. Bunların dışında pratik bilimler, belli bir amaç için işlenen bilimler vardır. Bunlarda tutum ve eylemleri konu edinen etik ve politika ile üretime yönelik yapılmış ve yazılmış sanatların bilimleridir. Varlığın sürekli ve bitmeyen bir evren içinde ne’liğini ve çeşitliliğni ele alan Aristoteles bütün varlıkların ve değişimlerinin mantıksal olarak geriye götürülmesi biçiminde geliştirdiği “neden” görüşüyle bunların en son nedeni olarak bir hareket etmeyen hareket ettirici ve “ilk neden” düşüncesine ulaşır. Bu kavram ve ona ulaşan usavurma zinciri, sonraları hem hıristiyan hem müslüman düşünürlerce tanrının varlığının kanıtı olarak kullanılmıştır.

Dünya Yuvarlak Diyen Adam: Galileo Galilei…

 Tanınmış müzikçi Vincenzo Galilei’nin oğlu olan Galileo, ilk eğitimini ailesinin 1574 de taşındığı Floransa yakınlarındaki Vallombrosa Manastırında aldı. 1581′de tıp öğrenimi görmek üzere Pisa üniversite’sine girdi. Raslantı sonucu bir geometri dersinin de etkisiyle Toscana sarayında öğretmenlik yapan Ostilio Ricci’den matematik ve fizik dersleri almaya başladı.
 
            Mali durumunun elvermemesi nedeniyle 1585′de üniversiteden ayrılmak zorunda kaldı. Floransa’ya dönerek akademide ders vermeye başladı. 1586′da hidrostatik teraziyi bulan ve bu buluşunu bir makaleyle açıklayan Galilei’nin ünü bütün Italya’ya yayıldı. 1589′da yazdığı katı cisimlerin ağırlık merkezlerine ilişkin inceleme Pisaa Universite’sinde matematik dalında öğretim üyeliğine getirilmesini sağladı. Burada hareket üzerine araştırmalara başlayan Galilei ilk olarak ağırlıkları farklı cisimlerin farklı hızlarda düşeceklerine ilişkin  Aristoteles’ci görüşü çürüttü.
       1592′de Padova’da matematik profesörü olarak çalışmaya başlıyan Galilei bu görevi 18 yıl sürdürdü ve buluşlarının önemli bir bölümünü burada gerçekleştirdi. 1604 sıralarında düşen cisimlerin düzgün hızlanan hareket yaptığını kuramsal olarak kanıtladı. Yaptığı teleskoplar, mercek yüzeylerinin eğrilik derecesini denetlemek amacıyla geliştirdiği yöntem sayesinde, astronomi gözlemlerinde kullanılabilecek ilk teleskoplar  olarak kısa sürede avrupa’nın her yanında aranmaya başladı. Astronomi alanındaki bulgularını Sidereus Nuncius (yıldızların habercisi) adıyla yayımladı. Teleskopla  gerçekleştirdiği  gözlemlerden etkilenen Venedik senatosu Galilei’ nin Padova üniversitesinde yaşam boyu profesör olarak kalmasına karar verdi. Ama Galilei Toscana grandükünün sarayın baş felsefecisi ve matematikcisi olma önerisini kabul ederek 1610 yazında Padova’dan ayrıldı. Teleskopla yaptığı gözlemlerin Copernik’i doğrulaması, Aristoteles’ci profesörlerin ona karşı cephe almasına yol açtı. Ve Galileo’yu kilise yetkililerinin gözünde karalamaya çalıştılar. Bir yandanda dine karşı ve uydurma olduğunu iddia ettikleri sözlerini gerekçe göstererek Galilei ‘yi Enkizisyon ‘a gizlice ihbar ettiler. Kardinal Bellarmine konuya özel bir önem verek Galilei’yi  26 şubat 1616′ da huzuruna kabul etmiş, bundan böyle bu öğretiye bağlı kalmasının ve onu savunmasının yasaklanmış olduğu konusunda onu uyarmış, ama konunun salt matematiksel bir varsayım olarak tartışılabileceğini bildirmişti.
       Bu olayı izleyen yedi yıl boyunca Floransa yakınlarındaki Bellosguardo’daki evine çekilmiş olarak yaşadı. Galilei 1616 kararını yürürlükten kaldırabilmek umuduyla 1624 ‘de Roma’ya gitti. Bunu başaramadıysada papadan dünya sistemleri üzerine yazı yazma izni aldı. Floransa’ya dönen Galilei büyük yapıtı Dialogo sopra i due massimi sistemi del mondo, ptolemaico e copernicano(iki büyük yer sistemi, Ptolemaios ve kopernik sistemleri üzerine konuşmalar) üzerinde yıllar sürecek çalışmasına başladı. kitap 1632′de yayımlandı. Papaya kitabın tarafsız görünen başlığına karşın aslında Copernik sisteminin güçlü ve pervasız bir savunusu olduğu belirtildi. Tam bu sırada Galilei’nin dosyasında bir belgenin varlığı keşfedildi. 26 şubat 1616′da Bellarmine’nin huzurunda Galilei’nin ne biçimde olursa olsun Copernikciliği anlatması yada tartışması Enkizisyon’un ceza yaptırımına bağlanarak özellikle yasaklanmıştı. Böylece kitap için elde edilmiş olan iznin sahtecilikle ve usülsüz biçimde alındığına karar verildi. 16 haziran da mahkum oldu.Hüküm hapis cezasını içeriyordu. Ama papa bu cezayı ev hapsine çevirdi. Ve Galilei yaşamının son sekiz yılını Floransa yakınlarında Arcetri’deki evinde geçirdi.
          Galilei’nin bilime en büyük katkılarından biri mekaniğin bir bilim dalı olarak kurulmasındaki payıdır. Kuvvet kavramının mekanikte oynadığı rolü açıkca kavrayıp ortaya koyabilen ilk bilim adamıdır. Isaac Newton’un yüzyılın sonlarına doğru mekanikte gerçekleştirdiği büyük atılımın önünü açan da Galilei olmuştur. Ayrıca Galilei geçmişte birbirinden hep ayrı tutulmuş olan matematik ile fiziğin ilişkili olduğunu ve birbirlerine destek olabileceğini kavrayan ilk bilim adamıdır. Onun uyguladığı en önemli ve tümüyle kendine özgü yöntem, deneyle hesaplamayı birlikte yürütmesi olmuştur. Bu yöntem somutun soyuta dönüştürülebilmesini ve deney sonuçlarının sürekli ve düzenli bir biçimde karşılaştırılabilmesini olanaklı kılmıştır. Modern anlamda deney kavramını oluşturan Galilei bu kavram için cimento(sınav) terimini kullanıyordu.
        Galilei’ni tüm yapıtları ilk olarak 1842-56 arasında Le opera di Galileo Galilei adıyla yayımlanmıştır. Toplu yapıtlarının çok daha geniş ve eksiksiz biçimi Galilei uzmanı Antonio Favaro’nun derlediği  Le opere di Galileo Galilei adlı yapıttır.
 

Türk Fizikçi: Feza Gürsey

1940′ta  Galatasaray Lisesini bitiren Gürsey 1940-44 arasında Istanbul Universitesi Fen Fakültesinde (İÜFF) fizik öğrenimi gördü. Daha sonra Ingiltere’ye gitti ve 1950′de Londra Universite’sine bağlı imparatorluk bilim ve teknoloji yüksek okulu’nda doktora çalışmasını tamamlayarak Türkiye’ye döndü.
 
1951′de İÜFF’ye genel fizik asistanı olarak giren Gürsey, 1957′de ABD’ye giderek Brookhaven Ulusal Laboratuvarı’nda ve 1958-60 arasında Princeton Universite si’nde araştırmalar yaptı.1960-61 yıllarında konuk yardımcı  profesör olarak Columbia Universite’ sinde dersler verdi. Ve daha sonra Türkiye’ye dönerek 1961′de Orta Doğu Teknik Universitesi’nin(O.D.T.Ü) Teorik Fizik Bölümü’ nde Profesör oldu. 1963′te yeniden ABD’ye giden Gürsey 1963-67 arasında Yüksek Araştırma Enstütüsü’nde ve Yale Universite’sinde konuk profesör olarak dersler verdi. 1974′te O.D.T.Ü’den ayrılarak Yale Universitesi’ne geçti. Ve 1977′de Josiah Willard Gibbs adına kurulan kürsünün profesörlüğüne atandı.
      Feza Gürsey kuramsal fizik alnındaki çalışmalarını atom çekirdeğini oluşturan parçacıklar arasındaki temel etkileşmelerin ve bu parçacıkların iç yapısının incelenmesi üzerinde yoğunlaştırdı. Temel parçacıkların spinlerini inceledi. 1960′ta SU(2) X SU(2) bakışım grubunun lineer olmayan gösterimlerini geliştirdi. 1964′te Italyan fizikçi Radicati ile birlikte çalışarak, çekirdek kuvetlerinin, spin ve izospinin yanısıra Gell-Mann ve Neeman’ın önerdiği SU(3) grubunda etkin olan acayiplik’ten de bağımsız olduğunu ifade eden SU(6) bakışım grubunu ortaya attı. 1974-76 arasında M.Günaydın ile birlikte yaptığı çalışmalarda o güne değin fizikte bulunmayacağı sanılan ayrıcalıklı grupların belirleyebileceği bakışımları araştıran Gürsey, kromodinamik ve elektromagnetik etkileşme yapan renkli kuvarklar ile zayıf(süresi 10 saniyeden uzun) ve elektromagnetik etkileşme yapan elektron, müon ve notrinolar gibi leptonları biraraya toplayan bileşik bir E6 grubunun içerdiği oktonyon cebrinin renk dinamiğiyle ilgisi olduğunu gösterdi. 1976′da da bu grubun bir bileşik grup olabileceğini önerdi. Gürsey’in bu çalışmaları 1968′de TUBİTAK Bilim Ödülü, 1977′de Oppenheimer Ödülü,1979′da Einstein Madalya’sı, 1981′de New York Akademisi’nin Morrison Ödülü, aynı yıl İstanbul Universitesi’nin madalyası ve onur doktorluğu unvanını ve 1987′de  Grup kuramı vakfının Wigner madalyasıyla ödüllendirilmiştir. 1992 yılına kadar kaldığı Yale’de işgal ettiği kürsüyü ise Gibbs, Onsager ve Lamb gibi Nobel Ödüllü kişilerle paylaşıyordu. Ancak Gürsey, yine de sık aralıklarla Türkiye’ye dönüyor ve buradaki bilimsel aktivitelerinden vazgeçmemekte direniyordu.
                 “Türkiye’ye gelişlerinde çeşitli üniversitelerde seminerler veriyordu. Nisan’da vefat etti; ondan önceki Aralık’ta Türkiye’deydi. ODTÜ’de, Bilkent’te, Edirne’de seminerler verdi. Yani o kötü hastalığına rağmen, ölmeden dört ay önce buralarda gezdi. Öleceğini biliyordu. Bunun için de kafasındaki bütün problemleri tamamlamak ihtiyacı içerisindeydi. Bir ara konuşurken ‘bu yıl on tane yayın yapabildim,’ dedi. Bu Feza’nın tavrı değildi. Ortalama yılda dört-beş yayın yapardı; problemlerini, biten yayınlarını senelere dağıtırdı,” diye anlatıyor Prof Gürses.
 

Fiziğin Babalarından Biri: Sir Isaac Newton

Bir Çiftci olan babası o doğmadan üç ay önce ölmüştü. Oniki yaşında Grantham’da king’s School’a yazılan Newton bu okulu 1661′de bitirdi. Aynı yıl Cambridge Universite’sindeki Trinity Kolleje girdi. Nisan 1665 ‘te bu okuldan lisans derecesini aldı. Lisansüstü çalışmalarına başlıyacağı sırada ortalığı saran veba salgını yüzünden üniversite kapatıldı.
 
         Salgından korunma amacıyla annesinin çiftliğine sığınan Newton burada geçirdiği iki yıl boyunca en önemli buluşlarını gerçekleştirdi. 1667′de Trinity Kolleje öğretim üyesi olarak döndüğünde diferansiyel ve integral hesabın temellerini atmış,beyaz ışığın renkli bileşenlerine ayrıştırılabileceğini saptamış ve cisimlerin birbirlerini, uzaklıklarının karesi ile ters orantılı olarak çektikleri sonucuna ulaşmıştı.Çekingenliği yüzünden Newton her biri bilimde devrim yaratacak nitelikteki bu buluşların çoğunu uzun yıllar sonra (örneğin diferansiyel ve integral hesabı 38 yıl sonra) yayımlamıştır.Lisansüstü çalışmasını ertesi yıl tamamlayan Newton 1669′da henüz 27 yaşındayken Cambridge Universite’sinde matematik profesörlüğüne getirildi.1671′de ilk aynalı teleskopu gerçekleştirdi, ve ertesi yıl Royal Society   üyeliğine seçildi. Royal Society’ye sunduğu renk olgusuna ilişkin bidirisinin eleştirilere hedef olması , özellikle Robert Hooke tarafından şiddetle eleştirilmesi üzerine  Newton tümüyle içine kapanarak, bilim dünyasıyle ilişkisini kesti. 1675′de sunduğu gene optik konusundaki iki bildirisi yeni tartışmalara yol açtı. Hooke makalelerdeki bazı sonuçların kendi buluşu olduğunu ,Newton’un bunlara sahip çıktığını öne sürdü.Bütün bu tartışma ve eleştiriler sonucunda 1678′de  ruhsal bunalıma giren Newton ancak yakın dostu ünlü astronom matematikçi Edmond Halley’in çabalarıyla altı yıl sonra bilimsel çalışmalarına geri döndü.
       Cambridge Universite’sinde katolikliği yaygınlaştırma ve egemen kılma çabalarına karşı başlatılan direniş hareketine öncülük eden Newton, kral düşürüldükten sonra 1689′da üniversitenin parlamento daki temsilciliğine seçildi. 1693′de yeniden bir ruhsal bunalıma girdi ve yakın dostlarıyla, bu arada Samuel pepys ve John locke ile arası bozuldu.Iki yıl süren bir inziva döneminden sonra sağlığına yeniden kavuştuysada bundan sonraki yaşamında bilimsel çalışmaya eskisi gibi ilgi duymadı.Daha sonra 1699′da Fransız Bilimler Akademi’sinin yabancı üyeliğine 1703′de Royal Society’nin başkanlığına seçildi.
       Gelmiş geçmiş bilim adamlarının en büyüklerinden biri olarak kabul edilen Newton matematik ve fizikte çok önemli buluşlar gerçekleştirdi. Matematikte (a+b)ª  ifadesinin üstel seriye açınımını veren genel ikiterimli teoremini  buldu. Newton’un bilime en büyük katkısı mekanik alanındadır. Merkezkaç kuvvet yasası ile Kepler yasalarını birlikte ele alarak kütleçekim yasasını ortaya koydu. Newton hareket yasaları olarak bilinen eylemsizlik ilkesi, kuvvetin kütleyle ivmenin çarpımına eşit olduğunu ifade eden yasa ve etki ile tepkinin eşitliği fiziğin en önemli yasalarındandır.
     Yayımladığı kitaplardan bazıları Philosophiae naturalis principia mathematica, principia,opticks sayılabilir.
 Kaynak: Ana Britanica

Bir Fizik Dehası: Thomas Alva Edison…

Yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan’daki Port Huron’a yerleşen Edison, ilköğrenimine burada başladıysada yaklaşık üç ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı. Bundan sonraki üç yıl boyunca özel bir öğretmen tarafından eğitildi. Son derece meraklı ve yaratıcı kişiliğe sahip bir çocuk olan Edison, 10 yaşına geldiğinde kendisini fizik ve kimya kitaplarına verdi.
 
Bu arada evlerinin kilerinde bir kimya laboratuvarı kurdu. Özellikle kimya deneylerine ve Volta kaplarından elektrik akımı elde etmeye yönelik araştırmalara ilgi duydu; bir süre sonra kendi başına bir telgraf aleti yaptı ve Mors alfabesini öğrendi. O günlerde geçirdiği ağır bir hastalık sonucu kulakları ağır işitmeye başladı.
        Oniki yaşına geldiğinde ailesine yardım etmek için Port Huron ile Detroit arasında çalışan trende gazete satmaya başlayan Edison, evlerindeki Laboratuvarını trenin yük vagonuna taşıyarak, çalışmalarını burada sürdürdü.Bu dönemde Edison, Michael Faraday’ın Experimental Research in Electricity adlı yapıtını okudu ve derinden etkilendi. Bunun üzerine bir yandan Faraday’ın deneylerini tekrarladı bir yandanda kendi deneylerine ağırlık vererek daha düzenli çalışmaya ve notlar tutmaya başladı. 1868′de kendine atölye kurdu. Aynı yıl geliştirdiği elektrikli bir oy kayıt makinasının patentini aldı. Aygıt oldukça ilgi topladı ama kimse tarafından satın alınmadı. tüm parasını yitiren Edison Borç içinde Boston’dan ayrılarak New York’a yerleşti. Edison’un şansı altın borsasının düzenlenmesinde kullanılan telgrafın bozulması üzerine döndü. Borsa yetkililerinin istemi üzerine aygıtı ustaca tamir eden Edison, Western Union Telegraph company’den geliştirilmekte olan telgraflı kayıt aygıtları üzerinde yetkinleştirme çalışması yapma önerisi aldı. Bunun üzerine bir arkadaşı ile birlikte Edison Universal Stock Printer mühendislik şirketini kurdu. Ve sattığı patentlerle kısa sürede önemlice bir servet edindi. Bu parayla New Jersey’deki Newark’ta bir imalathane kurarak telgraf ve telem aygıtları üretmeye başladı. Bir süre sonra imalathanesini kapatarak New Jersey’deki Menlo Park’ta bir araştırma laboratuvarı kurdu ve tüm zamanını yeni buluşlar yapmaya yönelik çalışmalara ayırdı.
        1876′da Graham Bell’in geliştirdiği konuşan telgraf üzerinde çalışmaya başladı. Aygıta karbondan bir  iletici ekleyerek telefonu yetkinleştirdi. Ses dalgalarının dinamiği üzerine yaptığı bu çalışmalardan yararlanarak 1877′de sesi kaydedip yineleyebilen gramafonu geliştirdi. Geniş yankı uyandıran bu buluşu ününün uluslar arası düzeyde yayılmasına neden oldu.
      1878′de William Wallace’in yaptığı 500 mum güçündeki ark lambasından etkilenen Edison, bundan daha güvenli olan ve daha ucuz bir yöntemle çalışan yeni bir elektrik lambasını geliştirme çalışmasına girişti. Bu amaçla açtığı bir kampanyanın yardımıyla önde gelen işadamlarının parasal desteğini sağladı ve Edison Electric Light Company’yi kurdu. Oksijenle yanan elektrik arkı yerine havası boşaltılmış bir ortamda(vakum) ışık yayan ve düşük akımla çalışan bir ampul yapmayı tasarlıyordu. Bu amaçla 13 ay boyunca flaman olarak kullanabileceği bir metal tel yapmaya uğraştı. Sonunda 21 Ekim 1879′da özel yüksek voltajlı elektrik üreteçlerinden elde ettiği akımla çalışan karbon flamanlı elektrik ampulünü halka tanıttı. Üç yıl sonra New York sokakları bu lambalarla aydınlanacaktı.
       1887′de Menlo Park’tan New Jersey’deki West Orange’a taşınan Edison burada önceki laboratuvarlarının on katı büyüklüğünde Edison Laboratuvarını açtı. 1890′lara doğru uzun erimli iletime daha uygun olan alternatif akım geliştirildi. Doğru akımın üstünlüğüne inanan Edison, bir kampanya başlatarak kamuoyunu, yüksek gerilimli alternatif akım sistemlerinin son derece tehlikeli olduğu yolunda uyarmaya çalıştı. 1892′de ise Edison General Electric Company’nin denetimini yitirdi.Ve şirketi General Electric Company ile birleşti.
       Iki kez evlenen Edison’un altı çocuğu oldu. Yaşamının sonuna değin yeni buluşlar yapmak için uğraş verdi.   
 
                                                                                                                                                                                 Kaynak : Ana Britannica     

Fiziğin Tarihsel Gelişimi

Doğa olayların sorgulanmaya başlaması, yani fiziğin doğuşu, ilk uygarlıklann ortaya çıkmasıyla birlikte oldu. Mezopotamya’da IÖ 3000′lerde, Sümer ve Akad uygarlıklannda su değirmenleri kullanılıyor, ağır heykeller dikiliyor, piramitler yapılıyor, zaman, uzaklık ve hız ölçümleri gerçekleştirilebiliyordu. İÖ 2500′den sonra Mısır’daki uygarlıklar da, pratik kaygılan ağır basan mühendislik sorunlarının çözümünde fizik kurallanndan yararlanmışlardı.

Ama bu pratik gereksinmelerden doğan tekniklerin ortak temellerini oluşturan ilkelerin aranışı, İÖ 6. ve 5. yüzyıllarda Ege kıyılannda yaşayan filozofların soyutlamalarla doğayı sorgulama yöntemlerinde ortaya çıktı: Bu dünya, kaostan nasıl doğdu? Çokluğun ve çeşitliliğin kökenleri nedir? Hareket ve değişim nasıl hesaplanabilir? Bazı temel kabullerden mantıksal olarak sistematik fizik kuramlan çıkarsamanın ilk örneği, Thales’in (İÖ 6. yy) suyu tüm varhklann temel maddesi saymasıdır. Tha-les, iki temel kuvvet olarak, büzülmeye yol açan merkezcil kuvvet ile genişlemeye yol açan merkezkaç kuvveti tanımladı.

Antik Çağ filozoflanndan Herakleitos (İÖ y. 540 – y. 480), bütün nesnelerin sürekli hareket halinde olduğunu ve toplam madde miktarının sabit olduğunu öne sürerken, Empedokles (İÖ y. 490 – 430), evrenin toprak, hava, ateş ve su dörtlüsünden oluştuğu görüşünü ortaya attı. Atom kavramının babası ise Anaksagoras (İÖ y. 500 – y. 428) oldu. Anaksagoras, tüm maddenin, “yaşamın tohumlan” olarak adlandırdığı atomlardan oluştuğunu, bunlann sürekli hareket ettiğini, havanın bir ağırlığı olduğunu belirtti. Demokritos (İÖ y. 460 – y. 370), atom kuramına “zorunluluk” ilkesini katarken, Leukippos (İÖ 5. yy) ve Epikuros (İÖ 341-270) atomcu okulun izleyicileri oldular.

Platon’un öğrencisi Aristoteles, atom görüşünü yadsıyarak nicel madde kuramı yerine oldukça yalınkat ve nitel bir yaklaşımı yeğledi. Aristoteles, ilkel maddeyi sıcak ve soğuk, ıslak ve kuru gibi niteliklere indirgedi. Dirençli bir ortamda bir cismin hareketinin, harekete yol açan kuvvetle orantılı, ortamın direnciyle ters orantılı olduğunu belirleyerek bu bağıntıyı boşluğun varoluşuna karşı bir kanıt olarak kullandı. Aristoteles’in fiziği tüm ortaçağı etkiledi ve hatta Aquino’lu Tommaso tarafından Hıristiyan skolastiğinde kullanıldı.
Syrakusa’lı Arkhimedes (İÖ y. 290/280 -y. 212/211), İskenderiyeli Heron (ü. İS 62), Ktesibios (ü. İÖ y. 270) gibi araştmcılar ise deneysel araştırmalarıyla hidrostatik, mekanik gibi fizik dallarına önemli katkılarda bulundular.

İlkçağ filozoflanndan Aristoteles’in düşünceleri, ortaçağdaki dünya görüşlerinin tümü üzerinde etkinliğini sürdürdü. Bilimin, felsefe ve dinin etkilerinden sıyrılıp kendine özgü bir araştırma disiplinine dönüşmesi eski çağdan hemen hemen 2 bin yıl sonra başladı. Rönesans’ın ve Reform hareketinin etkileriyle “niçin” sorusunun yerine “nasıl” sorusunun geçmesi, 16. yüzyıl içinde gündeme geldi.

Gallei’nin mekaniğe kat kılan, Kopernikusçuluğun savunulmasıyla doğrudan ilişkiliydi. Düşen cisimlerin hızlanmalanyla ilgilenen Galilei, serbest düşme yasasını, yani düşmede alınan yolun cismin kütlesiyle değil, geçen sürenin karesiyle orantılı olduğunu ortaya çıkardı. Bunu, eylemsizlik ilkesiyle birleştirerek, bir merminin yörüngesinin paraboli biçiminde olacağım belirledi. 17. yüzyılda RenĞ Descartes, özellikle madde kavramı üzerinde durarak doğadaki tüm olayları maddeye ve harekete indirgeyen mekanikçi felsefeyi kurdu. Ayrıca çarpma ve dairesel hareket üzerine çalışmalar da yaptı.

17.yüzyılın sonunda Isaac Nevvton, Philosophiae naturalis principia mathematica (1687; Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri) adlı yapıtında, mekaniğin temel sorunlarını çözen üç yasasını yayımladı. Bu yüzyılda hızla gelişen bir fizik dalı da optikti. Roger Bacon gibi’13. yüzyıl bilginlerinin
yapıtlarını tarayan Kepler, teleskopların matematiksel incelemesini yaptı, mercekler için bir geometri kuramı geliştirdi, ışığın kırılma özelliğini açıkladı. Nevvton’ın beyaz ışığın bileşik ışık olduğunu ortaya çıkardığı renk kuramı ve ışığın parçacık özellikli olduğunu belirten korpüskül kuramı ile Huygens’in dalga özellikli ışık kuramı optiğe en önemli katkılar oldu. Böyle, Torricelli, Pascal, Von Guericke gibi bilginler, gazların basınç ve hacim ilişkilerine nicel yasalar getirdiler.

18. ve 19. yüzyıllar bilimsel çalışmaların altın çağı olarak nitelenir. Değişen sosyoekonomik yapı var olan kuramlar içinde doğa biliminin en büyük atılımı yaparak bağımsız bir kurum halinde gelişmesine olanak sağladı.

Elektriğe ilişkin çalışmalar, Leyden şişesinde yük birikimi sağlanmasından sonra deneysel araştırma alanına kaydı. 1733′te du Fay ve Nollet, “reçinemsi” ve “camsı” olarak adlandırdıkları iki tür elektriktik olduğunu buldular, 1787′de de Coulomb, elektrostatiğin temel yasalarını yayımladı. Galvanik ve voltaik elektriğin bulunuşuyla elektrik üreteçlerinin doğuşu, bu alandaki araştırmaların hızla gelişmesini sağladı. 1819′da 0rsted, elektrik akımına eşlik eden magnetik etkiyi buldu, 1827′de Ampere elektrodinamiğin yasalarını geliştirdi. 1831′de ise Faraday elektromagnetik indük-siyonu ortaya çıkardı. 1855′ten başlayarak J. C. Maxwell’in çalışmalarıyla klasik elek-tromagnetizma kuramı ortaya çıktı.

Sanayi devriminin bilim üzerindeki en açık etkisi, ısının mekanik işe dönüştürülmesine yönelik çabalardır. Carnot, Clausius, Kelvin, Helmholtz gibi bilginler, termodinamik bilim dalının gelişmesinde önemli katkılarda bulundular. Maxwell ve Boltzmann gazların kinetik kuramım geliştirerek, maddenin atom yapısının tanımlanmasına yönelik çok önemli bir adım attılar. Işığın özellikleri ve esirin varlığına ilişkin olarak 19. yüzyıl sonunda gerçekleştirilen araştırmalar ise 20. yüzyılın devrimci kuramlarına temel oluşturdu.

20. yüzyılda fiziğin yapısını temelinden sarsan iki kuram, Max Planck’ın 1900′de öne sürdüğü kuvantum kuramı ile Albert Einstein’ın 1905′te yayımladığı görelilik kuramıdır. Atomun, çekirdeğin ve temel parçacıkların bulunması, plazma fiziği ve elektroniğin hızla gelişmesi gibi deneysel ve uygulamalı atılımlar, kuramsal ve deneysel bilgilerin olağanüstü artmasının yanı sıra, fiziğin çeşitli alanlarında gerçekleştirilen eşgüdümlü araştırmalarla sağlanmaktadır.

Zeki Genç…

Bu soru Kopenhagen daki bir Üniversitenin fizik sınavından alınmıştır:

“Bir gökdelenin yüksekliğini barometre ile nasıl
bulursunuz, anlatınız.”

Öğrencilerden birinin cevabi: “Barometrenin ucuna bir ip bağlarsınız.
sonra gökdelenin tepesinden asıp sallarsınız. Barometre yere
değdiğinde
ipin boyuyla barometrenin boyunun toplamı gökdelenin yüksekliğini
verecektir.” Bu oldukça orijinal cevap hocayı çileden
çıkartmaya yetti ve öğrenci dersten kaldı. Öğrenci cevabinin doğruluğu konusunda
itirazda bulundu ve Üniversite durumu çözmek için başka bir hoca gönderdi.

Bu noktada öğrenci hakkında ne düşünürdünüz? Sizin
kararınız ne olurdu ?
Çocuk kalmalı mi geçmeli mi ?

Yeni hoca, cevabın aslında doğru olduğuna fakat kayda
değer bir fizik bilgisinin varlığını göstermediğine karar verdi. Sorunu
çözmek üzere ;
Öğrencinin en azından asgari bir temel fizik bilgisi olup olmadığını
anlamak için ona altı dakika vererek sorunun sözlü cevabını vermesi
kararını aldı. İlk beş dakika genç sessizliğe gömüldü. Alnı
düşünceden kırış kırış olmuştu. Hoca zamanın tükenmekte olduğunu
hatırlattığında genç çeşitli cevaplarının olduğunu fakat hangisini kullanacağına karar
veremediğini söyledi. Tekrar acele etmesi tavsiye edilince genç söyle
cevapladı:

“İlk olarak, barometreyi gökdelenin tepesine çıkartıp
kenarından aşağı bırakıp yere inene kadar geçen süreyi ölçersiniz. Binanın
yüksekliği (H=0.5 x g x t kare) formülü uygulanarak hesaplanabilir. Fakat
barometre için kotu bir seçim…”

“Veya güneş parlıyorsa, barometrenin yüksekliğini
ölçersiniz. Sonra onu bir yere dikip gölge uzunluğunu ve sonra da gökdelenin gölge
uzunluğunu
ölçebilirsiniz. Bundan sonrası basit bir orantıyı çözmek olacaktır”

“Fakat bu konuda gök bilimsel bir cevap istiyorsanız
barometrenin ucuna bir cisim bağlayıp onu bir sarkaç gibi sallandırabilirsiniz;
önce yer seviyesinde daha sonra da gökdelenin tepesinde. Yüksekliği
T=2pi kare kök (I /g) formülündeki farktan yararlanarak bulabilirsiniz.”

“Yahut da gökdelenin dışarısında bir yangın çıkış merdiveni varsa
barometreyi bir cetvel gibi kullanarak yukarıya çıkarken gökdelenin boyunu
barometre yüksekliği biriminden sayıp bunları toplayabilirsiniz.”

“Eğer ille de SIKICI olmak istiyorsanız, tabii
ki barometre ile gökdelenin tepesindeki ve yer seviyesindeki basıncı
ölçer milibar cinsinden çıkan farkı feet’e çevirebilirsiniz ve yüksekliği
bulursunuz.”

“Ancak bizler daima zihnin bağımsızlığı ve bilimsel metotlar kullanma konusunda teşvik edildiğimiz içindir ki en iyi yol şüphesiz hademenin kapısını çalmak ve yeni bir barometre isteyip istemediğini sorarak gökdelenin yüksekliğini söylemesi durumunda ona bu barometreyi vereceğimizi söylemek olurdu.”

Simdi genci dinledikten sonra hala ayni şeyi mi
düşünüyorsunuz ? Geçmeli
mi kalmalı mı ?

Öğrencinin adi : Niels Bohr, Fizik’te Nobel ödülü kazanan tek Danimarkalı.

Nobel Fizik Ödülleri

1901-1910

  1901  Wilhelm G.Roentgen (Alm)
 
  1902  Hendrik (A.Lorentz (Hol), Peter Zeeman (Hol)
 
  1903  Antoine H. Becquerel (Fr), Pierre Curie (Fr), Marie Curie (Fr)
 
  1904  John W.S. Rayleigh (İng)
 
  1905  Phillip E. A. Lenard (Alm)
 
  1906  Joseph J.Thomson (İng)
 
  1907  Albert A.Michelson (ABD)
 
  1908  Gabriel Lipmann (Fr)
 
  1909  Guglielmo Marconi (İtl), Carl F. Braun (Alm)
 
  1910  Johannes D.Vander Waals (Hol)
 
1911-1920

  1911 Wilhelm Wien (Alm)
 
  1912  Nils G. Dalen (İsveç)
 
  1913  Heike Kamerlingh-Onnes (Hol)
 
  1914  Max Von Laue (Alm)
 
  1915  William H. Bragg (İng),William L. Bragg (İng)
 
  1916  Ödül verilmedi
 
  1917  Charles G. Barkla (İng)
 
  1918  Max K. E.L. Planck (Alm.)
 
  1919  Johannes Stark (Alm)
 
  1920  Charles E.Guillaume (Fr)
 
1921-1930 

  1921  Albert Einstein (ABD)
 
  1922  Niels H. D. Bohr (Dan)
 
  1923  Robert A.Millikan (ABD)
 
  1924  Karl M.G. Siegbahn (İsveç)
 
  1925  James Franck (Alm), Gustav Hertz (Alm)
 
  1926  Jean B.Perrin (Fr)
 
  1927  Arthur H.Compton (ABD), Charles T.R. Wilson (İng)
 
  1928  Owen W.Richardson (İng)
 
  1929  Louis-Victor de Broglie (Fr)
 
  1930  Chandrasekhara V.raman (Hint)
 
1931-1940

 1931  Ödül verilmedi
 
 1932  Werner Heisenberg (Alm)
 
 1933  Erwin Scrödinger (Avusturya), Paul A.M. Dirac (İng)
 
 1934  Ödül verilmedi
 
 1935  James Chadwick (İng)
 
 1936  J.Victor F.Hess (ABD), Carl D. Anderson (ABD)
 
 1937  Clinton J. Davisson (ABD), George P.Thomson (İng)
 
 1938  Enrico Fermi (ABD)
 
 1939  Ernest O.Lawrence (ABD)
 
 1940  Ödül verilmedi
 
1941-1950

 1941  Ödül verilmedi
 
 1942  Ödül verilmedi
 
 1943  Otto Stern (ABD)
 
 1944  Isidor Isaac Rabi (ABD)
 
 1945  Wolfgang Pauli (ABD)
 
 1946  Percy Williams Bridgman (ABD)
 
 1947  Edward V. Appleton (İng)
 
 1948  Patrick M.S. Blackett (İng)
 
 1949  Hideki Yukawa (Jap)
 
 1950  Cecil F.Powell (İng)
 
1951-1960

 1951  Sir John D.Cockroft (İng), Ernest T.S. Walton (İrl)
 
 1952  Felix Bloch (ABD), Edward M.Purcell (ABD)
 
 1953  Frits Zernike(Hol)
 
 1954  Max Born (İng), Walther Bothe (Alm)
 
 1955  Willis E.Lamb (ABD), Polykarp Kusch (ABD)
 
 1956  John Bardeen (ABD), Walter H. Brattai (ABD), William B.Shockley (ABD)
 
  1957  Tsung-Doa Lee (ABD), Chen Ning Yang (ABD)
 
  1958  Pavel A.Frank Çerenkov (SSCB), İl’ja M.Frank (SSCB), Igor Y. Tamm (SSCB)
 
  1959  Emilio G.Segre (ABD), Owen Chamberlain (ABD)
 
  1960  Donald A.Glaser (ABD)
 
1961-1970

  1961  Robert Hofstadter (ABD), Rudolf L.Mösssbauer (Alm)
 
  1962  Lev D.Landau (SSCB)
 
  1963  Eugene P.Wigner (ABD), Maria Goeppert-mayer (ABD), J.Hans D.Jensen (Alm)
 
  1964  Charles H.Townes (ABD), Nikolay G. Basov (SSCB), Aleksander M.Proghorov 
 
  1965  Richard P.Feynman (ABD), Julian S.Schwinger (ABD), Sin-Itiro Tomonaga (Jap)
 
  1966  Alfred Kastler (Fr)
 
  1967  Hans A. Bethe (ABD)
 
  1968  Luis W. Alvarez (ABD)
 
  1969  Murray Gell-Mann (ABD)
 
  1970  Louis Ne’el (Fr), Hannes Alfven (İsveç)
 
1971-1980

  1971  Dennis Gabor (İng)
 
  1972  John Bardeen (ABD), Leon N.Cooper (ABD), John Robert Schrieffer (ABD)
 
  1973  Ivar Giaever (ABD), Leon Esaki (Jap), Brian D.Josephson (İng)
  1974  Sir Martin Ryle(İng), Antony Hewish(ing)
  1975  James Rainwater (ABD), Ben Mottelson (Dan), Aage N. Bohr (Dan)
  1976  Burton Richter (ABD), Samuel C.C.Ting (ABD)
  1977  Phillip W. Anderson (ABD), H.Van Vleck (ABD), Nevill F.Mott (İng)
  1978  Arno A.Penzias (ABD), Robert W.Wilson (ABD), Pyotr L.Kapitsa (SSCB)
  1979  Steven Weinberg (ABD), Sheldon L.Glashow (ABD), Abdus salam (Pakistan)
  1980  James Cronin (ABD), Val Fitch (ABD)

1981-1990

  1981  Nicolaas Bloemberger (ABD), Arthur L.Schawlaw (İsveç), Kai M. Siegbahn
  1982  Kenneth G.Wilson (ABD)
  1983  William A.Favler (ABD), Subramanyan Chandrasekar (Hint asıllı ABD)
  1984  Carlo Rubbia (İtalyan), Simon Van der Meer (Hollandalı)
  1985  Klaus von Klitzing (Alm)
  1986  Ernest Ruska(Alm) Gerd Binnig (Alm) Heinrich Rohrer (İsviçre)
  1987  J.Georg Bednorz (Alm) K. Alex Müller (İsviçre)
  1988  Leon Lederman (ABD) Melvin Schwartz (ABD) Jack Steinberger (ABD)
  1989  Norman Ramsey (ABD) Hans Dehmelt (ABD) Wolfgang Paul (Alm)
  1990  Jerome Friedman (ABD) Henry Kendall (ABD) Richard Taylor (Kan)

1991-2000

  1991  Pierre-Gilles de Gennes (Fr)
  1992  Georges Charpak (Fr)
  1993  Russell A. Hulse(ABD), Joseph H. Taylor Jr.(ABD)
  1994  Bertram N. Brockhouse(Kan), Clifford G. Shull(ABD)
  1995  Martin L. Perl(ABD), Frederick Reines(ABD)
  1996  David M. Lee(ABD), Douglas D. Osheroff(ABD), Robert C. Richardson(ABD)
  1997  Steven Chu(ABD), Claude Cohen-Tannoudji(Fr), William D. Phillips(ABD)
  1998  Robert B. Laughlin(ABD), Horst L. Störmer(Alm), Daniel C. Tsui(ABD)
  1999  Gerardus ‘t Hooft(Hol), Martinus J.G. Veltman(Hol)
  2000  Zhores I. Alferov(Rus), Herbert Kroemer(Alm), Jack S. Kilby(ABD)

2001-2010

  2001  Eric A. Cornell(ABD), Wolfgang Ketterle(Alm), Carl E. Wieman(ABD)
  2002  Raymond Davis Jr(ABD), Masatoshi Koshiba (Jap), Riccardo Giacconi (ABD)
  2003 Alexei A. Abrikosov(ABD), Vitaly L. Ginzburg (Rus), Anthony J. Leggett  (ABD)

70′ler Sonrası FiZiK Gelişmeleri

 

YIL KİŞİ OLAY
1971: Kenneth Wilson Güçlü kuvvetler için renormalisation group,  operator product genişlemesi
1971:  Dimopolous, Fayet, Gol’fand, Lichtman Supersimetri
1971:  Ramond, Neveu, Schwarz Boson string teori,kritik boyutlardaki fermionlar
1971:  ‘t Hooft, Veltman, Lee Elctro-weak model renormalisation 
1971: Roger Penrose Spin networkler
1971:  Bolton, Murdin, Webster Kara delik adayı olarak Cygnus X-1
1972: Jacob Bekenstein Kara delik  entropisi
1972:  Fritsch, Gell-Mann, Bardeen Quantum Chromodynamics
1972:  Kirzhnits, Linde Electro-Weak safha geçişi
1972: Roger Penrose Twistorlar
1972:  Salam, Pati SU(4)xSU(4) bileşimi ve proton bozunumu
1972:  Tom Bolton Cygnus X-1 kara delik olarak tanımlandı
1973: Wess ve Zumino Uzay zaman supersimetrisi
1973: Ostriker ve Peebles Galaksilerde kara madde
1973: CERN Zayıf nötr akımlar için delil
1973:  ‘t Hooft, Gross, Politzer, Wilczek, Coleman Non-abelian gauge teorilerinden asymptotic freedom teorisi
1973:  Klebesadel, Strong, Olson, Gamma Ray patlamaları kozmik temelli
1973: Edward Tyron Quantum değişimi olarak evren
1974:  Yoneya, Scherk, Schwarz String teorinin, gravity teori olarak gösterimi
1974:  Ting ve Richter J/psi, quark bulundu
1974: Kenneth Wilson Lattice gauge teorisi
1974: Taylor ve Hulse Ikili pulsar ve göreceli etkileri
1974: Kobayashi ve Maskawa CKM mixing matrix;  zayıf etkileşimde CP uyumsuzluğu üç kuşak gerektiriyor
1974: Georgi ve Glashow Grand Unified Teori olarak SU(5) ve proton bozumu öngörümü
1974:  Georgi, Weinberg, Quinn GUT ölçeğinde Convergence of coupling sabiti
1974:  ‘t Hooft, Okun, Polyakov GUT’larda hafif magnetik monopoller mevcut
1974: Stephen Hawking Kara delik radyasyonu ve termodinamik
1974: Sovyetler ve Amerikalılar Element 106, seaborgium
1975:  Martin Perl Tau lepton
1975:  Gail Hanson Quark jets
1975:  Chincarini ve Rood Galaksi dağılımlarındaki büyük boşluklar
1975:  Unruh ve Davies Hızlandırıcı radyasyon etkisi
1975: Mitchell Feigenbaum Koatik non-lineer sistemlerde evrensellik
1976:  Scherk, Gliozzi, Olive Supersimetrik string teori
1976:  Deser, Freedman, Van Nieuwenhuizen, Ferrara, Zumino Supergravity
1976:  Levine ve Vessot Roketlerde gravitasyonel zaman gecikmesi mükemmellik testi
1976:  Gerard ‘t Hooft U(1) garipliğine instantons çözümü 
1976:  Sovyetler Element 107, bohrium
1977: James Elliot Uranus halkaları
1977: Olive ve Montenen Elekro-magnetik ikiliği
1977: Fermilab Dip quark
1977: Klaus von Klitzing Quantum Hall etkisi
1977:  Tifft, Gregory, Joeveer, Einasto, Thompson Cluster zincirleri ve galaksi dağılımlarındaki boşluklar
1977: Berkley Kozmik arkaplan radyasyonunda ikiz kutuplu anisotropy
1977: Leon Lederman Upsilon, dip quark
1977: Gunn, Schramm, Steigman Üç çeşit hafif neutrino mevcut
1978: Charon, moon of Pluto Charon, Pluto’nun uydusu
1978: Taylor ve Hulse Ikili pulsar gravitasyonel radyasyonuna kanıt
1978: Cremmer, Julia, Nahm, Scherk 11-dimensional supergravity
1978: Prescott, Taylor Elektron polarizasyonunda elctro-weak etkisi
1979: Voyager Jupiter halkaları
1979:  John Preskill Kozmolojik monopole problemi
1980:  Frederick Reines Neutrino salınımı gözlemi
1980:  DESY Gluon spin’i ölçüldü
1981:  Witten, Schoen, Yau Genel görecelik positif enerji teoremi
1981: Green ve Schwarz Tür I superstring teorisi
1981:  Binnig, Rohrer Scanning tunneling elektron mikroslobu 
1981:  Alexander Polyakov Strings path integral quantizasyonu, uyumlu simetri kritik boyut
1982:  Green ve Schwarz Tür II superstring theory
1982:  Alain Aspect Qunatum teori için bir deney
1982:  Darnstadt Element 109, meitnerium
1983: Carlo Rubbia et al W ve Z bosonları
1983:  Andrei Linde Koatik evren
1984:  Green ve Schwarz Superstring teori’ de normal olmayan bozulmalar
1984:  Darnstadt Element 108, hassium
1985:  Gross, Harvey, Martinec Rohm Heterotic string teori
1985: David Deutsch Quantum computing teori
1986:  Bednorz ve Mueller Yüksek sıcalıklarda superiletkenlik
1986: Abhay Ashtekar Canonical quantum gravity için yeni değişkenler
1986: Geller, Huchra, Lapparent Galaxy dağılımları için bubble structure
1987:   Supernova 1987a
1987: Masatoshi Koshibas Supernova’dan  neutrino tesbiti
1988:  Atiyah, Witten Topolojik quantum alan teorisi
1988: Smolin ve Rovelli Quantum gravity döngü gösterimi
1989: SLAC Z genişliğinden itibaren hafif neutrino sayısının 3 olduğuna dair bulgular
1989:  Tim Berners-Lee The World Wide Web
1989: Bennett ve Brassard Ilk  quantum bilgisayar
1990: John Mather COBE’den kozmik arkaplan radyasyon kara cisim spektrumu
1991: CERN Hafif neutrino sayısının 3 olduğuna dair bulguya destek
1991:  Connes, Lott Parçacık modeli non-commutative geometri
1991: BATSE Gama ışın patlamaları dağılımı izotropik
1992:  Mather ve Smoot COBE ile kozmik arkaplan radyasyonunda açısal farklılıklar
1993:  Aspinwall, Morrison, Greene String teoride topolojik değişim
1994: Fermilab Üst Quark
1994:  ‘t Hooft, Susskind Holografik prensibi
1994:  Seiberg ve Witten Supersimetrik gauge teoride elektro-magnetik ikiliği
1994:  Hubble Space Telescope M87 galaksi merkezinde kara delik bulgusu
1994:  Peter Shor Quantum bilgisayarlar için faktorizasyon algoritması
1994:  Hull, Townsend String ikiliğinin birleşimi
1994:  Darnstadt Element 110
1995:  Witten ve Townsend M-Teori
1995:  Joseph Polchinski D-Brane’ler
1995:  Cornell, Wieman, Anderson Atomik gazlarda Bose-Einstein yoğunlaşması
1995:  CERN Anti-hidrojen atomunun yaratılması
1995:  Mayor ve Queloz Güneş sistemi dışında bulunan bir yıldızın etrafında dönen  ilk gezegen
1995:  Darnstadt Element 111
1996:  Strominger, Vafa D-brane’ler ve kara delik’ler
1996:   Cumrun Vafa F-teori
1996: Steven Lamoreaux Casimir kuvvetinin ölçümü
1996:  Darnstadt Element 112
1996:  Banks, Fischler, Shenker, Susskind Matrix model olarak M-teori
1997: BepoSAX Gamma ışını patlamaları galaksimizin dışından
1997:  Juan Maldacena AdS/CFT ikiliği
1997: SLAC Foton-Foton dağılımı elektron-pozitron ikilisi üretiyor
1998:  Perlmutter, Garnavich et al Supernova gözlemleri evrenin hızlanarak genişlediğini ortaya koydu
1998: Super-Kamiokande Neutrino salınımı gösterildi
1998:   CERN,Fermilab K meson bozunumu için zaman ters simetrisi gözlemlendi
2000: Fermilab Tau neutrino gözlemlendi

Bir Fizik Dehası: Albert Einstein

Albert Einstein Almanya’nın Ulm kasabasında 14 mart 1879′ da doğdu. Altı hafta sonra ailesi Münih’e yerleşti ve Luitpold’da okula başladı.Albert daha sonra Italya’ya gitti ,eğitimine Isviçre Aarau’da devam etti. 1896 da Zürih Federal Politeknik okuluna fizik ve matematik öğretmeni olmak için girdi. 1901 de diplomasını aldı ve Isviçre vatandaşı oldu. Öğretmen olarak iş bulamadığı için Isviçre Patent Ofisinde teknik asistan olarak göreve başladı 1905 de doktorasını aldı. Patent ofisinde çalıştığı sürede önemli çalışmalar yaptı.1908′de Privatdozent(Bern)’e atandı. 1909′ da Zürih’te profesör oldu. 1911′de teorik fizik profesörü olarak Prag’a gitti.Bir yıl sonra aynı görevle Zürih’e geri döndü.Berlin Universitesinin Kaise Wilhelm fizik enstütüsünde 1914′de yönetici olarak görev yaptı.Aynı yıl Alman vatandaşı oldu. 1933′de politik nedenlerden Alman vatandaşlığından çıktı. Amerika Princeton Universite ‘sinde teorik fizik profesörü oluncaya kadar Berlin’de yaşadı. 1940′da Amerikan vatandaşı oldu.1945 yılında Princeton’daki görevinden emekli oldu. II. dünya savaşından sonra Einstein dünya siyasetinde önemli bir kişilik olarak ortaya çıktı. Israil’den başkanlık teklifi aldı ve redetti. Sonra Dr Chaim Weizmann’la Jarusalem’de Hebrew Universite ‘sinin kurulmasına yardımcı oldu. Einstein bilimsel çalışmalarının daha başında Newton mekaniğinin yetersizliğini anladı. Onun özel görecelik kuramı mekaniğin kuralları ile elektromanyetiğin kurallarını bağdaştırmaya çalışmasından doğmuştur. Statik mekaniğin klasik problemlerine, quantum mekaniği ile açıklamalar getirmeye çalıştı.Bu yaklaşım moleküllerin Brownian hareketine açıklık getirdi.Düşük radyasyonlu ışığın ısısal özelliklerini inceledi.Ve onun bu gözlemleri photon teorisini yarattı. Berlin’deki ilk günlerinde özel görecelik teorisinin doğru olarak izah edilebilmesi için yerçekimi teorisinide kapsaması gerektiğini fark etti. 1916′da ilk defa genel görecelik kuramını yayınladı.Bu sırada radyasyon teorisi ve statik mekanik ile de ilgileniyordu. 1920′lerde Einstein, quantum teorisinin olasılık teorisi ile açıklanması üzerinde çalışırken asıl yoğunluğunu birleşik alanlar teorisi üzerine verdi.Tek atomlu gazların quantum mekaniği ile statik mekaniğe katkıda bulundu. Ayrıca atomic geçiş olasılığı ve göreceli evrenbilim alanında değerli çalışmaları oldu. Emekli olduktan sonra fiziğin belli başlı alanlarını birleştirmeye çalıştı.Onun önemli bazı bilimsel çalışmaları Special Theory of Relativity (1905), Relativity (ingilizce çevrimi, 1920 ve 1950), General Theory of Relativity (1916), Investigations on Theory of Brownian Movement (1926), ve The Evolution of Physics (1938). Bilimsel olmayan çalışmaları, About Zionism (1930), Why War? (1933), My Philosophy (1934), and Out of My Later Years (1950) olarak sayılabilir. Albert Einstein bir çok Amerikan ve Avrupa üniversitesinden onursal doktora ödülü aldı.1920′ lerde Amerika, Avrupa ve uzak doğuda dersler verdi. Dünyanın belli başlı bütün akademilerinin üyelik ve fahri üyeliklerine kabul edildi. Çalışmalarından dolayı birçok ödül aldı. Bunlardan bazıları 1925′de Londra’daki Royal Society’ nin Copley Madalyası ve 1935′de Franklin Institute ‘deki Franklin Madalya’sıdır. Einstein’in yetileri onu entellektüel bir yalnızlıkta ikamete zorlamıştır. Müzik dinlemek hayatında önemli rol oynamıştır. Mileva Maritsch ile 1901′de evlendi ve iki oğlu oldu. Bir süre sonra da ayrıldılar, sonra kuzeni Elsa ile evlendi. Elsa 1936′da öldü. Einstein 1955 ‘de 18 Nisan da Princeton New Jersey’ döndü ve orada öldü.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.